mimarlık binadan ibaret değildir

Mimarlık Binadan İbaret Değildir

İnsan ile mekân arasında her zaman kuvvetli bir ilişki olmuştur. Mekân; insanı yansıtır, onun kültürünün izlerini taşır ama aynı zamanda onu şekillendirir. İnsanların yaşadığı, çalıştığı ve bir araya geldiği ortak noktaları şekillendiren temel disiplin de yapı tasarımıdır. Dolayısıyla, mimarlık sadece binadan ibaret değildir. Hazırladığımız bu içerikte söz konusu disiplinin insan yaşamına ve toplumsallığa dokunan yönlerinden bahsetmeye çalıştık.

Mimarlık Nedir?

Romalı yapı tasarımcısı ve mühendis Vitrivius, bildiğimiz anlamda mimarlık disiplinini oluşturan ve tanımlayan ilk kişi olarak kabul edilir. Vitrivius, Architectura isimli eserinde yapı tasarımının “Uyum, dayanıklılık ve güzellik” unsurlarına dayalı olduğunu söyler. İnşa edilen yapılar, insanların ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Söz konusu yapıların uyumlu olması, estetik olması ve insanların iyi koşullarda yaşamasına hizmet etmesi gerekir. Mimari, tüm bunları karşılama amacıyla gelişen bir disiplindir.

Mimarlık Neden Binadan İbaret Değildir?

Mimarlık disiplinini yapı tasarlamak ve inşa etmek amacının ötesinde olarak tanımlamamızın başlıca sebepleri şunlardır:

Hafıza

Rönesans döneminde inşa edilen bir binaya bakarak, bu dönemi etkileyen ve şekillendiren unsurları görmek mümkündür. Söz konusu binanın unsurları üzerinden dönemin toplumsal anlayışı, yenilikleri hatta bu yenilikler tarafından reddedilen anlayışlar okunabilir. Her binanın kendi hikayesi ve amacı vardır. Bu yapılar aynı zamanda insan hayatının her yönünü etkileme özelliğine sahiptir. Konut mimarisinden ortak alanların inşasına kadar bütün mimarlık alanlarında sanat, bilim, teknoloji ve kültürden izler bulmak mümkündür. İnşa edilen her yapı toplumun belleğidir. Dolayısıyla mimari, bir dönemin hafızasını taşrı.

Psikoloji

Winston Churchill, II.Dünya Savaşı’nda bombalanan Avam Kamarası’nın yeniden inşasını konuşurken “Binalarımızı şekillendiririz, sonra onlar bizi şekillendirir” demiştir. İnsan psikolojisi hakkında yapılan pek çok araştırma Churchill’in bu sözünü haklı çıkarır. 2016 yılında yapılan bir çalışma, mekân tasarımının psikoloji üzerinde büyük bir etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Sanal gerçeklik uygulamasıyla yapılan bu çalışmada pek çok katılımcı mekanların kenar tasarımlarının ve genel üslubunun psikolojileri üzerinde iyi veya kötü ancak kuvvetli bir etkisi olduğunu belirtmiştir.

İnsan, bulunduğu mekan ile bağ kuran bir canlıdır. Bu bağlar, sadece fiziksel veya fonksiyonel değildir. Örnek vermek gerekirse, karanlık bir ortamda kötü hissedebilir veya aydınlık, havadar bir atmosferde daha rahat olabiliriz. Diğer yandan, mekan tasarımı davranışlarımız, duygularımız ve düşüncelerimiz üzerinde de büyük bir etkiye sahiptir. Sonuç olarak mimarlık, sadece nerede yaşadığımızı değil aynı zamanda nasıl düşündüğümüzü ve hissettiğimizi de belirler.

Sosyal İlişkiler

Jeanne Gang, mimarlık disiplinin “İnsanların birbirleriyle nasıl etkileşime geçeceğini planlayan” bir sistem olarak tanımlar. Bu tanımın yanlış olmadığını söyleyebiliriz çünkü mekanlar sadece yaşantımızı değil aynı zamanda çevreyle kurduğumuz iletişimi etkiler. Yerleşik hayata geçilen ilk dönemlerden beri; toplumdaki bireylerin birbirleriyle olan ilişkileri mimariyi etkilemiş ve onun tarafından şekillendirilmiştir. Örnek vermek gerekirse; geniş meydanları olan bir kentte toplumsal etkileşim daha yüksek olacaktır. Bir mekânın tasarımını oluşturmak aynı zamanda orada yaşayan, çalışan ve vakit geçiren bireylerin birbirleriyle nasıl bir etkileşime gireceğine karar vermek anlamına gelir. Sağlıklı binalar, sağlıklı sosyal etkileşimler yaratır.

Kültür

Mimarlık, kültürü yansıtan ve şekillendiren bir disiplindir. Her toplumun kendine özgü mimari özellikleri vardır. Bu özellikler, o kültürün iklimi, coğrafyası, tarihi ve sosyal yapısıyla doğrudan ilişkilidir. Örneğin, geleneksel Japon evleri, Japonya’nın iklimi ve doğal kaynaklarına uyum sağlayacak şekilde tasarlanmıştır. Bu nedenle, mimari, kültürlerin kimliklerini korumalarına yardımcı olur.

Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir mimarlık, çevre ve toplum odaklı bir yaklaşımı temsil eder. Sürdürülebilir mimari yapılar, enerji verimliliği, doğal kaynakların korunması ve çevresel etkilerin azaltılması gibi konuları göz önünde bulundurur. Bu yaklaşım, gelecek nesiller için daha yaşanabilir bir dünya inşa etmeye yardımcı olur. Sürdürülebilirlik, mimarlıkta daha fazla önem kazanmaktadır çünkü kaynaklar sınırlıdır ve doğal çevreye verilen zararı en aza indirme ihtiyacı artmaktadır. Mimaride doğru yaklaşımları benimseyerek sürdürülebilir bir geleceğe katkı sunmak mümkündür.

Sanat

Mimarlık disiplinin bir sanatı dalı olup olmadığı tartışmalı bir konu olsa da sanat ile derin ilişkilerinin bulunduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Örnek vermek gerekirse, modern sanat ve mimarinin gelişimi arasında büyük bir bağ vardır. Binalar, sadece belli bir fonksiyonu karşılamak için değil aynı zamanda insanların sosyal, psikolojik ihtiyaçlarını gidermek için yapılır. Frank Lloyd Wright tarafından yapılan ve insan-doğa ilişkisini geliştirmeyi amaçlayan Fallingwater buna örnek gösterilebilir. Dolayısıyla her bina sanat ile ilişkilidir ve döneminin estetik tarzını yansıtır. Udesign olarak yaptığımız bütün projeleri aynı zamanda bir sanat eseri olarak ele almaktayız.

Geleceği Şekillendirmek

Mimarlık, bir geleceği şekillendirmede önemli bir role sahiptir. Sürdürülebilir, erişilebilir ve kapsayıcı mimari yapılar, daha yaşanabilir bir dünya inşa etmemize yardımcı olacaktır. İnsanların ihtiyaçları ve beklentileri değiştikçe, mimarlar yeni çözümler sunmalı ve geleceğin gereksinimlerini göz önünde bulundurmalıdır. Sürdürülebilir çözümlere sahip olan her yapı geleceğin şekillendirilmesine ve iyileştirilmesine katkıda bulunur.

Sonuç olarak, mimarlık binadan çok daha fazlasını ifade eder. Her mekan; psikolojik, sosyal ve kültürel bağlantılara sahiptir. Udesign olarak bu anlayışı tasarım stilimize yansıtıyor ve her açıdan anlamlı olan projeler üretiyoruz.

Projeniz için detaylı
bilgi almak için formu doldurun